1 Mayıs 2026 - 12:51
Siyonizm tipi "özgürlük": Kudüs’te Fransız rahibeye tekmeli saldırı

Kudüs’te bir Fransız rahibeye düzenlenen vahşi saldırı, Fransa’nın tepkisini çekerken İsrail rejimi de “din özgürlüğü” söylemiyle olayı kınamak zorunda kaldı. Ancak 1967’den bu yana özellikle 2023-2025 arasında zirve yapan sistematik saldırılar, rejimin bu iddialarının samimiyetini sorgulatıyor. Batılı ülkelerin kendi vatandaşlarına yönelik olaylarda gösterdiği hassasiyeti, Filistinli Hıristiyanlara yönelik şiddet konusunda göstermemesi, çifte standart tartışmalarını yeniden alevlendiriyor.

Uluslararası Ehl-i Beyt (a.s) Haber Ajansı – ABNA: Kudüs’te bir Fransız rahibeye yönelik şiddetli saldırı, uluslararası kamuoyunda infiale yol açtı. Fransa’nın Kudüs Başkonsolosluğu tarafından yapılan yazılı açıklamada, saldırıya uğrayan rahibe için acil şifa temennisinde bulunulurken, “Fransa, bu saldırının failinin yargılanmasını talep ediyor” denildi. Açıklama, Fransız Kutsal Kitap Araştırmaları ve Arkeoloji Okulu Müdürü Peder Olivier Poquillon’un sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı çağrının ardından geldi. Peder Poquillon, saldırıyı “asla haklı gösterilemez” olarak nitelendirdi.

Edinilen bilgilere göre, 48 yaşındaki rahibe, Fransız araştırma enstitüsünde görevli bir akademisyen. Kendisi kamu önünde saldırı hakkında konuşmak istemiyor. Peder Poquillon, saldırının ayrıntılarını şöyle aktardı: Rahibe, birinin arkadan yaklaştığını hissetti, ardından şiddetle bir taşa doğru itildi. Yere düştüğünde ise saldırgan defalarca tekme atmaya başladı. Saldırının ürkütücü görüntüleri sosyal medyada yayılarak büyük bir öfke dalgası yarattı. Kullanıcılar, “vahşi” ve “insanlık dışı” olarak nitelendirdikleri bu eylemi oybirliğiyle kınadı.

İsrail Rejiminden Tepki: ‘Kınanacak Bir Eylem’ Ama Sistematik Şiddet Görmezden Gelinmiyor

İsrail işgal rejiminin Dışişleri Bakanlığı, olayın ardından kontrolü elden bırakmamak için X hesabından bir paylaşım yaparak saldırıyı “rezil bir eylem” olarak nitelendirdi ve rejimin “tüm dinler için din özgürlüğünü ve ibadet özgürlüğünü korumaya” bağlı olduğunu iddia etti. İşgal polisi ise, Doğu Kudüs’te bir rahibeye yönelik “ırkçı saldırı” şüphesiyle bir yerleşimciyi gözaltına aldığını duyurdu. Polis, “kapsamlı bir aramanın ardından şüphelinin bulunduğunu ve tutuklandığını” belirterek, özellikle “dini figürlere yönelik ırkçı saldırılar” olmak üzere her türlü şiddeti soruşturduklarını iddia etti.

Ancak bu açıklamalar, sahadaki gerçeklikle sert bir tezat oluşturuyor. Gerçek şu ki, İsrail rejiminin “din özgürlüğü” söylemi, tarihsel ve sistematik saldırıların varlığı nedeniyle ağır bir inandırıcılık krizidir. 1967 işgalinden bu yana, Kudüs’te kiliselere ve Hıristiyanlara yönelik saldırılar sistematik bir nitelik kazanmış, özellikle 2023 ve 2025 yıllarında zirveye ulaşmıştır. Son yıllarda, Siyonist yerleşimcilerin Hıristiyan ve Müslüman din adamlarına, ayrıca Hıristiyan ve İslami kutsal mekanlara yönelik saldırılarında gözle görülür bir artış yaşanmıştır.

Bu bağlamda, Fransa’nın yargılama talebi, Batı’nın kendi vatandaşına yönelik bir saldırıda harekete geçmesi, ancak Filistinli Hıristiyanlara yönelik onlarca yıllık sistematik baskıya karşı sessiz kalması ikilemini de gündeme getiriyor. Uzmanlara göre, bu durum Batılı ülkelerin Ortadoğu’daki “seçici insan hakları” yaklaşımının tipik bir örneğidir. Fransa’nın talebi yerinde olmakla birlikte, asıl sorun bu tür saldırıları üreten işgal ve yerleşimci şiddeti ortamının varlığını görmezden gelen siyasi bir yapıya ses çıkarılmamasıdır.

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
captcha